11 Mayıs 2020 Pazartesi

Hocazade'nin Hizmetçisi

Hocazade, Fatih döneminin meşhur âlimlerinden. Fatih'in hocası olmadan önceki hayatı oldukça manidar. Zengin bir âilenin çocuğu, babası tüccar. Babası, diğer kardeşleri gibi onun tüccar olmasını istiyor ve bu konuda ona baskı yapıyor. O, ısrarla ilim yolunda yürümek istiyor, bunun üzerine babası ona bir nevi ceza vererek günlük harçlığını bir dirhem olarak belirliyor. Bu meblağ dönemin bir ilim talebesi için oldukça düşük bir miktar olmalı ki Hocazâde harçlığı ile ancak alabildiği düşük kaliteli kağıtlara okuyacağı eserleri istinsah etmek zorunda kalıyor. 

Emir Sultan'ın halifelerinden Şeyh Şemseddin'in Hocazâde'yi nalbantlarla aynı yerde oturuyor görüp, babasına bu kimdir diye sorması da Hocazade'ye babasının açık tavrını göstermesi bakımından dikkat çekici. Padişah hocası olduğunda Şeyh Şemseddin'in o gün ona söylediği 'yol senin yolundur' ifadesini hatırlayacaktır. Bu konuda detaylar için Şekaik'e bakılabilir. 

Hocazade'nin hizmetçisi ile diyaloglarının mizahi bir yönü de vardır. Hizmetçi ilk olarak kendini Hocazade'ye verdiği 800 dirhem borç ile gösterir. İlginçtir, Hocazâde, Fatih padişah olunca onun yanına gitmek istemiş, fakat para bulamadığından gidememiştir. Hocazâde'nin Türkmen hizmetçisi ona 800 dirhem borç verecektir. Bu para ile Hocazade 2 at alır ve Padişah'ın yanına Edirne'ye gider. 

Hocazâde, yolda meşhur vezir Mahmut Paşa'ya rastlar. Hatırlanacağı üzere Fatih, Mahmut Paşa'yı daha sonra idam ettirecektir. Mahmut Paşa, Fatih'e kendisinden bahsettiğini ve onun huzurundaki münazaraya katılmasını söyler. Münazara Molla Zeyrek ( ki tasfiye edildikten sonra Bursa'ya yerleşecek ve geçim sıkıntısı yaşayacaktır) ve Molla Seyyidi Ali arasındadır. Hocazade, Seyyidi Ali'nin yanında durmuş daha sonra Seyyidi Ali'nin münazaradan ayrılması üzerine, Molla Zeyrek'i susturmayı becermiştir. Üstelik Fatih, Molla Zeyrek'e "senin sözünün kıymeti kalmadı" bile demiştir. Fatih, Hocazade ile başbaşa sohbet de etmiş fakat ihsanlarını Molla Zeyrek ile Seyyidi Ali'ye yapmış, Hocazade'ye hiç bir ihsanda bulunmamıştır.

Bu durum karşısında çok üzülen Hocazade'yi hizmetçisi de amiyâne ifade ile takmaz bir hâl almıştır. "Eğer sizde ilim olsaydı, Padişah diğerlerine bulunduğu gibi ihsan da bulunurdu" şeklinde bir hizmetçinin efendisine söylemesi çok da tabii olmayan ifadeler kullanmış. Hizmetçinin bu sözleri verdiği 800 dirhemden aldığı güçle mi söylediği yoksa karakterinin böyle mi olduğu çok açık değil. Fakat bu hizmetçinin söyledikleri ile Hocazâde'nin yüzüne hakikati tüm çıplaklığı ile vurduğu ortada. 

Zaten maddi durumu iyi olmayan Hocazâde bir de 800 dirhem borçlanmış olarak  Bursa'ya dönmek üzere yola çıkmış. Bir ağacın gölgesinde oturmuştur. Mola yerindeki diğer şahısların çadırları vardır. O ise maddi sıkıntıdan çadır kuramamış bir ağacın gölgesinde konaklamıştır Birden Padişah'ın kapıcıları gelerek ona Padişah'ın hocası olduğu bildirdiler. 

Hacipler çadırı olmaması sebebiyle Hocazede'ye 'Sen Molla Zeyrek'i susturan ve Esediye Medresesi Müderrisi Hocazade misin?' diye sormuşlar ve sonunda Padişah'ın hocası olduğunu müjdelemişlerdir. 

Bunlar olurken malum hizmetçi uyuyor imiş. Hocazade hemen yanına giderek yeni haline bakmasını söylemiş. Ki üzerinde kapıcıların giydirdiği yeni kıyafetler vardır. Uyuyan hizmetçinin cevabı ise 'ben senin halini biliyorum' olmuş. Fakat daha sonra durumu anlayınca efendisine hürmet etmiş. 

Şekaik'ten Hocazade'yi okumaya başlayıp karşıma bu hizmetçi ile ile ilgili hikayeler gelince hem güldüm hem de Hocazade'nin çok şanslı biri olduğunu düşündüm. İnsanın yanında, bulunduğu durumu tüm çıplaklığı ile yüzüne vuracak birilerinin olması ne kadar önemli. 

Şekaik'te Hocazade'nin Padişah hocası oluşundan sonraki bölümde ise hep bu hizmetçiyi aradım. Fakat bulamadım. Kendime bu hizmetçiye ne oldu diye sordum durdum. Elimizde kayıt yok, ama Hocazade hayatının sonuna kadar onu yanından ayırmamıştır herhalde.  


Fatih Zamanında ‘Uzaktan’ Eğitim



Fatih Zamanında ‘Uzaktan’ Eğitim
Efdalzâde, Fatih Sultan Mehmet tarafından kendisine verilen Bursa Muradiye Medresesi’nde sakalları dökülünceye kadar çalışmış, hatta hasımları bu durumu sebebiyle korkunç bir hastalığa yakalandığını söylemişiler. Uzak durun bu adamdan demek istemişler. Oysaki yoğun stres altında sakallarını döktüğü anlaşılıyor.
Medresedeki bu çalışmaları Fatih tarafından kabul görmüş olmalı ki Fatih ona İstanbul’daki Sahn medreselerinden birisini vermiş (1473). Fatih’in sefere çıktığı bir zamanda İstanbul’da büyük bir tâun/vebâ ortaya çıkmış. Şehirde karantina başlamış ve Efdalzâde’de çocuklarını alarak İstanbul dışında bir köye götürmüş. Efdalzâde, hangi köy olduğunu söylemiyor, fakat aklımdan bu köy, şimdilerde Metris olarak andığımız Müderris Köyü olabilir diye geçiyor. Efdalzâde, ders günleri İstanbul’a geliyor ve dört kitaptan büyük bir ihtimamla ders okutmaya devam ediyor. Salı, Cuma ve Cumartesi dışında Osmanlı Medreselerinde ders okutulduğu düşünülürse Efdalzâde bu günlerin dışındaki dört gün muhtemelen at sırtında İstanbul’a gelip, köye dönmüş olmalı. Bu ifadelerden bu durumda benzer bir tavırla köylere yerleşen bu sebeple dersleri aksayan bir grup âlimin de olduğu anlaşılıyor.
Fatih seferden dönünce Efdalzâde karşılamaya gitmiş, Efdalzâde’nin bu gayretlerini öğrenen Padişah “sen üzerine düşeni yaptın, ben de üzerime düşeni yapacağım” demiş. Seferin sonucunda elde ettiği ganimetleri paylaştıran Fatih, herkese bir esir verirken, Efdalzâde’ye iki esir vermiş ve daha sonra da İstanbul kadılığına getirmiş.
Hâsılı, zor günlerde fedakârlık yapanlar hem zamanlarında takdir görüyorlar hem de târih onları hayırla yâd ediyor.