-Mülayim Bey, Medreselerin Islâhı isimli Hoca Muhyiddin’in yazdığı
bir risâle var. Bir kitap çalışmam sebebiyle
tekrar okudum risâleyi. Risâle 1900’lerin başında yazılıyor. O dönem yaşanan
teknolojik gelişmeler de tasvir ediliyor.
- Hamdi! tren, telgraf, elektrik onları anlatıyordur…
- Evet onları anlatıyor. Fakat anlatım tarzı etkileyici
geldi bana. Muhtasaran ve meâlen aktarıyorum.
-Buyur..
-“Vaktiyle okyanuslarda rüzgarı bekleyen gemiler, bugün
buhar sâyesinde bir aylık yolu bir günde alıyorlar. Bir senede haber alınamayan
uzakdoğudaki Japonya ve Çin’den bir saniyede uzakbatıdaki Londra’ya telgraf
sayesinde yalana ihtimali olmayan haberler ulaşır. İcad olunan elektrik
sayesinde karanlığa bürünmüş olan geceler aydınlandı. Elektrik ocak hizmetlerine,
yemek pişirmeye de yarıyor. Yine elektrik bir kahve parasına yüzlerce insan
dolusu arabaları saatlerce gezdiriyor. On günde gidilemeyen hırsızlardan
geçilemeyen dağları delerek döşeli odanda oturur gibi güneş yüzü görmeden
gidiyorsun. Yine tabii fenlerdeki terakkinin izlerinden biri olarak insanlar balonlar
sayesinde kuşlarla müsabaka ediyorlar. Piyano çalar gibi bir makinenin üzerinde
parmak oynatmakla cerideler gibi evrak basıyorlar. Fotografya sayesinde bir
cemiyette bir tiyatroda dolaşan lafları, oyunları, şarkıları, çalgıları evdeki odadan
işitiliyor.”
- Hamdi, adam bizim bugünlerde beğenmediğimiz ne varsa nimet
diye saymış. Tren, balon, daktilo... Buradan hareketle sanırım tabii ilimler de medreseler de
okutulmalı diyecek.
- Mülayim Bey, o değil de. Yüz yıl sonra ne olacak? Bugünün
nimetleri o gün bizim şimdiki tavrımızla mı karşı karşıya kalacak.
- Hamdi, öyle görünüyor. Fakat bundan sonraki gelişmeler tad
kaçırıcı da olabilir. Belki de insanlık artık gelişme istemez.
- ‘İnsan’ ve ‘istememek’…. bence bu imkansız Mülayim Bey.
- haklısın Hamdi.