Ahmet Hamdi Furat
8 Eylül 2022 Perşembe
Lüzumsuz Bilgiler
17 Ağustos 2022 Çarşamba
Zehra Hanım Yıllar Sonra Kütüphanesi’nde
-Mülayim Bey, bugün annemi Kuyucu Murat Paşa Medresesi’ndeki
İslam Tetkikleri Enstitüsü Kütüphanesi’ne götürdüm.
- Her daim bahsediyorsun, annenin kütüphanecisi olduğu
meşhur kütüphane.
- Evet, o. Küçüklüğüm geçti, o kütüphanede.
- Annen çalışıyordu. Sen de annenle beraber kütüphaneye
gidiyordun.
- Evet tam da öyleydi. Peki annen nasıl buldu yeni
kütüphaneyi?
- Şaşkınım, zira annemin kütüphanenin eski yerinin daha
güzel olduğunu söyleyeceğini düşünüyordum. Öyle olmadı, yeni yeri çok beğendi.
- Eski kütüphane nasıldı, hatırlıyorsun di mi?
- Hatırlamaz mıyım? O zaman çok büyük gelirdi bana, kütüphane.
Girişte hemen sağda annemin masası vardı. Solda fiş dolabı. Kütüphanenin en uç
köşesinde ise bir koltuk vardı. Annem, Zeki Velidi Togan’ın orada istirahat
ettiğini söylerdi. Bir de hemen karşısında bir kasa vardı, kocaman, yeşil. Bunların
dışında pek bir şey hatırlamıyorum.
- Bir kütüphanede küçüklük anılarının olması çok etkileyici.
Hayatını etkilemiş olmalı.
- Bu konuda kafam çok karışık Mülayim Bey. Küçüklük anılarımın
bir kütüphanede olması, bazı bakımlardan çok güzel. Kitabı tanımak, sevmek,
daha birçok şey. Çok resmim var, kütüphanenin hemen önünde. Fakat bir çocuğun
yeri orası mı? İşte orasını tam kestiremiyorum.
- Sen de beni şaşırttın, bu durumun hayatına yön verdiğini falan
anlatacaksın diye düşünmüştüm.
- Yani arada sırada yine kütüphaneye gelseydim de keşke daha
çok oyun oynasaydım arkadaşlarımla.
- Neyse, hasılı anneni bir hayli mutlu ettin, aferin sana.
- Eyvallah, Mülayim Bey.
2 Ağustos 2021 Pazartesi
Ahmet Kethüda Çeşmesi
Bânî-i evvel ki Ahmed Kethüdâ bir ehl-i hayr
Hoca Paşa yangınında muhterik olmuş idi
Çeşme-i nevle hayatın buldu bu cây-i kühen
Hazret-i Abdülhamid Han'ın uluvv-i himmeti
Her harâbe-zârı kıldı sû-be-sû ma'mûr-ı ruşen
Cû-i lutfun akıdup yapdı yeni bu çeşmeyi
Sa'yini meşkûr ede anın Hüdâ-yı zû'l-minen
Ehl-i hayrın nâmı âsârıyla dillerde kalır Âdemî âsârıdır âlemde dâim andıran
Söyledim atşâna Sâ'ib cevherin târihin Aynıdır âb-ı hayâtın nûş kıl bu çeşmeden
1297
Cağoloğlu yokuşundaki çeşme
22 Temmuz 2021 Perşembe
“İstememek”
-Mülayim Bey, Medreselerin Islâhı isimli Hoca Muhyiddin’in yazdığı bir risâle var. Bir kitap çalışmam sebebiyle tekrar okudum risâleyi. Risâle 1900’lerin başında yazılıyor. O dönem yaşanan teknolojik gelişmeler de tasvir ediliyor.
- Hamdi! tren, telgraf, elektrik onları anlatıyordur…
- Evet onları anlatıyor. Fakat anlatım tarzı etkileyici
geldi bana. Muhtasaran ve meâlen aktarıyorum.
-Buyur..
-“Vaktiyle okyanuslarda rüzgarı bekleyen gemiler, bugün
buhar sâyesinde bir aylık yolu bir günde alıyorlar. Bir senede haber alınamayan
uzakdoğudaki Japonya ve Çin’den bir saniyede uzakbatıdaki Londra’ya telgraf
sayesinde yalana ihtimali olmayan haberler ulaşır. İcad olunan elektrik
sayesinde karanlığa bürünmüş olan geceler aydınlandı. Elektrik ocak hizmetlerine,
yemek pişirmeye de yarıyor. Yine elektrik bir kahve parasına yüzlerce insan
dolusu arabaları saatlerce gezdiriyor. On günde gidilemeyen hırsızlardan
geçilemeyen dağları delerek döşeli odanda oturur gibi güneş yüzü görmeden
gidiyorsun. Yine tabii fenlerdeki terakkinin izlerinden biri olarak insanlar balonlar
sayesinde kuşlarla müsabaka ediyorlar. Piyano çalar gibi bir makinenin üzerinde
parmak oynatmakla cerideler gibi evrak basıyorlar. Fotografya sayesinde bir
cemiyette bir tiyatroda dolaşan lafları, oyunları, şarkıları, çalgıları evdeki odadan
işitiliyor.”
- Hamdi, adam bizim bugünlerde beğenmediğimiz ne varsa nimet
diye saymış. Tren, balon, daktilo... Buradan hareketle sanırım tabii ilimler de medreseler de
okutulmalı diyecek.
- Mülayim Bey, o değil de. Yüz yıl sonra ne olacak? Bugünün
nimetleri o gün bizim şimdiki tavrımızla mı karşı karşıya kalacak.
- Hamdi, öyle görünüyor. Fakat bundan sonraki gelişmeler tad
kaçırıcı da olabilir. Belki de insanlık artık gelişme istemez.
- ‘İnsan’ ve ‘istememek’…. bence bu imkansız Mülayim Bey.
- haklısın Hamdi.
3 Temmuz 2021 Cumartesi
Telefon mu balta mı?
Yirmili yaşlarımın başlarına kadar yaşadığım bahçeli evimiz bugün defaatle aklıma geldi, durdu. Oğlum Tuğrul'u Silivri'deki evimizin bahçesinde oynayışını ve de elinden hiç düşürmediği telefonu sanki bir daha hatırlamayacak gibi bırakışını gördükçe eski evimizi düşündüm durdum.
2 Kasım 2020 Pazartesi
Burhan Kuzu
- Burhan Bey ile ilgili âilemden de çok hikaye dinledim, Mülayim Bey. Burhan Bey, Nevzat Yalçıntaş uğrarlarmış İslam Araştırmaları'na. Annem onun espiritüel kişiliğinden bahsederdi.
- Başkanlık sisteminin mimarıdır denilebilir. Erken sayılabilecek bir dönemde hep bu sistemi savundu.
- Evet, evet. Televizyonda eğlene eğlene izlediğim ve takdir ettiğim nadir akademisyenlerdendi.
- Yani fiyakalı mesleği vardı. Yetmişlerde akademisyenliğin oldukça havalı olduğu bir dönemde akademiye girmiş. O zaman 'asistan' ifadesi bile ayrı bir havalı. Bir de akademinin meşhur sorusu 'ne çalışıyorsun'a verilecek cevabı muhteşem: "anayasa hukuku".
- Diyorsunuz ki kim onunla arkadaş olmak istemez.
- Denir ki bir tabib bir de avukat dost her daim iyidir.
-Aslında ben Burhan Kuzu ile ilgili başka bir hikaye anlatacağım. Sanırım 10 seneden daha fazla oldu. Fakültemizin sekreteri emekli olmuş, yeni sekreter olmak isteyen namzedler de belirmişti. Burhan Kuzu bu adaylardan birisi için telefonla tezkiyede bulundu, o zamanki dekana. Fakat dekan Burhan Bey'in tezkiye ettiğini atamadı, hâsılı komik bir iş oldu, yakınlardaki bir birimdeki bir memur Fakültemize sekreter olarak görevlendirildi. Çok kötü olmuştu cidden. Fakülte sekreteri Fakülte'de ne olduğundan bî-haberdi.
- Fakat şaştım açıkcası. Burhan Kuzu tezkiye etmiş. O memur sekreter olmalıydı sanki.
- Bu konuda Burhan Kuzu'nun ne dediği önemli. Bence Rahmetlinin yaptığı samimî bir tezkiye idi. Tezkiyesini yaptı ve sonra da ne oldu ne bitti diye pek ilgilenmedi.
- Bunu bir fazilet olarak saymak gerek sanki.
- Haklısınız. Allah rahmet eylesin.

