- Mülayim Bey, Mesut Yılmaz, hakkındaki hayretimin küçüklük yıllarımdan beri değişmediği bir siyasi liderdir.
- Hayret?
- Müsbet bir hayretten bahsetmiyorum. Hee, yalnız bir husus var, eskiden olduğu gibi tütün tüketmeye devam etseydim, ağızlıkla sigara içişine bir methiye düzebilirdim. Allah'tan artık tütün içmiyorum, dolayısıyla methiye düzemem.
- Nasıl bir hayret peki ?
- Mâlum, bizim küçüklüğümüzde siyâsîler aynı zamanda birer karikatür şahsiyetti. Zamanın akışıyla bizler büyüdük ve onlar hakkındaki kanaatlerimiz de olgunlaştı. Hakkında söylenenlerin ne anlam taşıdığını anlamaya başladık. Mesela fötr şapkalı Çoban Sülü; Boğaziçili Tansu Çiller..
- Peki Mesut Yılmaz ?
- Siz de hatırlarsınız, hızlı konuşamıyordu, sürekli "eee", "eee". Bu özelliği ile dalga geçiliyordu. Fakat Mesut Yılmaz'ın halktan gelmediği çok açıktı.
- Öyle deme! Rize'den hep tulum çıkarırdı. Sanırım 2007'de bile seçildi.
- Onun sebebi içimizdeki müzmin hastalık "memleketçilik".
- Haklısın.
- Devam edeyim. Bir başarısı var mı diye düşünüyorum. Yani Süleyman Demirel'e barajlar kıralı deniyordu; Özal zamanında enflasyon vardı ama özel sektör uçmuştu. Hasılı Mesut Yılmaz ne yaptı sorusunun cevabı yok bende.
- Hamdi, Mesut Yılmaz'ın babasının Beyaz Saray'ın sahibi olduğunu biliyorsun dimi ?
- Eskiden kitapçıların bulunduğu meşhur Beyaz Saray.
- Babam ne zaman oradan geçsek Mesut Yılmaz'ın babasının zengin birisi olduğuna işaretle 'bu bina onların' derdi.
- Yarasa demişti İmam Hatipliler için; sanırım Macaristan'da dayak bir de pijama olayı vardı.
- Yarasa ifadesi ve benzeri ifadeler olmasaydı bir çok kişi belki biraz daha olumlu konuşabilirdi hakkında. Haklı olarak akıllardan çıkmıyor bu ifade.
- Senin hep dediğin bir şey var böyleleri hakkında, benim de sormaya başladığım bir soru bu ?
-Neden yaşlılıklarında bir hâtıra yazıp nâdim olmadıkları di mi?
- Evet.
- Esasında var böyle nâdimler. Rıza Tevfik gibi.
- Var evet de genelde olmuyorlar.

