- Mülayim Bey, 1969'da Kültür Bakanlığı "1000 Temel Eser" isimli bir seriye başlamış, malumunuzdur.
- Evet, tabii, kütüphanemde mevcut o eserlerden bazıları.
- O takdirde, bu 1000 eserin köylerde kurulacak kütüphanelerin kitaplarını teşkil edeceğini, amacın bu olduğunu da hatırlarsınız.
- Hayal meyal, o meyanda laflar hatırlıyorum. Fakat kütüphane kısmı hâyal oldu tabi. Kütüphaneli köy özellikle 1000 kitaplı bizler için fazlasıyla hayal hâlâ sanki.
- Öyle de böyle bir şeyin düşünülmesi ve bir serinin oluşturulması da takdire şâyân.
- Haklısın.
- Bu serinin eserlerinden birisi de M. Altay Köymen'e âit Tuğrul Bey ve Zamanı.
- O da var kütüphanemde.
- Okudunuz mu peki?
- Kütüphanedeki her kitap okunmaz Hamdi, bunu sen de biliyorsun.
- Biliyorum da bu soru da her zaman sorulur.
- Öyle tabi. Okumadım ama gözden geçirdim tabi.
- Tuğrul Bey'in kendisine âit bir hayat felsefesinin olduğunu söylüyor, Köymen. Öleceği sırada söylediği sözleri şöyle naklediyor.
"Benim (Tuğrul Bey) durumum bir koyuna benziyor: yüzünü kırpmak için ayakları bağlandığı zaman boynunun kesileceğini zanneder ve ızdırap çeker, serbest bırakılınca sevinir; sonra kesilmek için bağlanır; yünü kırpılmak için bağlandığını zanneder, sukunet bulur, fakat boynu kesilir. Yakalandığım bu hastalık boynu kesilmek üzere bağlanan koyununun durumuna benzer"
- Hamdi, sanırım hastalığın ölümcül olmayacağını düşünmüş fakat bu hastalık onu ölüme götürmüş.
- Evet evet öyle diyor da. Bu durumda "kendine mahsus hayat felsefesi" ne oluyor, Tuğrul Bey'in.
- Oradaki hayat felsefesi ifadesi haklısın insanı büyük bir beklentiye sokuyor. Fakat anlaşılıyor ki yazar verdiği örneğin dikkat çekici oluşunu Tuğrul Bey'in kendine mahsus bir hayat felsefesinin oluşu hakkında bir delil saymış. Şöyle düşün, Tuğrul Bey'in kendine özgü bir hayat felsefesinin olduğu anlaşılıyor bunu yazar da hissetmiş. Fakat eldeki belgeler bunu tam olarak göstermek için yeterli değil. Kaynaklarda geçen bir örnek yazar için bir karine oluyor ve yazar o ifadeye yapışıyor.
- Anladım sizi Mülayim Bey.