Evlere kapanılan “Korona Günleri’nde sağlık ile ilgili araştırmalar yapmayanımız yoktur. Ben de benzer bir araştırmaya giriştim. Karşıma, yıllar önce okumaya çalıştığım, beceremediğim, Miralay Hüseyin Remzi’nin (ölümü 1896) Tıbb-ı Nebevî isimli eseri çıktı. Hüseyin Remzi kimdir sorusuna birkaç dikkat çekici cevap alınca, eseri okuma iştiyakım arttı. H. Remzi, Avrupa’ya Pastör’ün Enstitüsüne gönderilmiş, ayrıca tıp dili’nin Türkçeleşmesi ile ilgili çabaların içinde de olmuş.
Biraz ağdalı bir dille yazdığı mukaddimeden Hüseyin Remzi’nin tıbb-ı Nebevi literatürüne hâkim olduğunu anlaşılıyor. Eser, esas itibarıyla 40 hadis geleneğinin devamı. Hüseyin Remzi, 42 hadis seçmiş ve bunlardan hareketle bilgiler veriyor. Seçilen hadislere dönemin tıbbından hareketle örnekler verilmiş. Resulullah’ın içi görünmeyen kaptan su içmeyi yasaklaması ile ilgili rivayetin ardından sözü bir Fransız çobanın yaşadığı tecrübeye bağlaması, beni bir hayli keyiflendirdi. Bu Fransız çoban, koyunların su içtiği kaptan su içmiş, içtiği kaptan ağzına kaçan şey bir kelebeğe dönüşmüş. Tıp tarihi ile ilgilenenlerin değerlendirmeleri farklı olabilecektir pek tabii ki, fakat eseri okurken modern tıpla geleneksel tıbbın kaynakları arasını telif etmeğe çalışan bir Osmanlıyı ziyadesiyle hissettim. Sanırım bu değerlendirmenin dönemin aydın tipolojisi ile de sıkı bir bağlantısı var.
Not aldığım birkaç hususu aktarmak isterim. Bir hayvanın hastalanınca -ki bu hastalık tabii bir durum bir insanın ya da başka bir şeyin etkisi ile değil- ve kendisi için ilaç arayışına gireceği beni oldukça düşündürdü. Remzi’nin eserinde bu konuda birkaç örnek var. Mesela kış uykusuna yatan yılan. Yılan bu uykudan uyanınca görme kabiliyetini bir hayli yitirirmiş. Yılan uykudan uyanır uyanmaz rezene yetişen yerlere giderek, gözlerini rezeneye sürermiş, böylelikle gözlerini iyileştirirmiş. Deniz kuşları hastalandıklarında deniz suyu içerek kendini iyileştirirmiş. Tilki ve kedide de benzer örnekler var.
Bir mikrobiyolog olan Hüseyin Remzi, döneminin meşhur bulaşıcı hastalıkları kolera ve sarı hummaya da eserinde yer vermiş. Bu iki hastalığın tarihleri ile ilgili de bir hayli malumat var. İkisinin on yıllarla hesaplanan yayılma hızları, küreselleşmenin ne menem bir belâ olduğunu haykırıyor. Doksanlarda gündeme oturan küreselleşme dalgası 2020’de artık dünyayı tam bir köy haline getirdi. Buradan hareketle 2000’le güçlenen dijiitalleşme de 2030’larda bizi esir alacak herhalde. Sonrasında sanırım hep beraber dijital her şeyi parçalayacağız. Bu son kısımlar biraz Amerikan filmi gibi ama şu an yaşadıklarımız da pek de farksız değil açıkçası.
Efendim, hepimiz yazı beklemekteyiz. Yaz gelecek, kavurucu sıcaklar şu korona denilen illeti yok edecek. Sizlere Hüseyin Remzi’nin kitabından yazı hatırlatacak bir bilgi aktarmak isterim. Hadis âlimi Ebu Müshir el-Gassânî’ye babası şu tavsiyede bulunmuş.
“oğlum kavun satın aldığında dışındaki çizgileri say!
Eğer çizgiler tek ise tatlı çıkması beklenir."
İnşallah, yaz gelecek ve ağzımızın tadı yerine gelecek.
Biraz ağdalı bir dille yazdığı mukaddimeden Hüseyin Remzi’nin tıbb-ı Nebevi literatürüne hâkim olduğunu anlaşılıyor. Eser, esas itibarıyla 40 hadis geleneğinin devamı. Hüseyin Remzi, 42 hadis seçmiş ve bunlardan hareketle bilgiler veriyor. Seçilen hadislere dönemin tıbbından hareketle örnekler verilmiş. Resulullah’ın içi görünmeyen kaptan su içmeyi yasaklaması ile ilgili rivayetin ardından sözü bir Fransız çobanın yaşadığı tecrübeye bağlaması, beni bir hayli keyiflendirdi. Bu Fransız çoban, koyunların su içtiği kaptan su içmiş, içtiği kaptan ağzına kaçan şey bir kelebeğe dönüşmüş. Tıp tarihi ile ilgilenenlerin değerlendirmeleri farklı olabilecektir pek tabii ki, fakat eseri okurken modern tıpla geleneksel tıbbın kaynakları arasını telif etmeğe çalışan bir Osmanlıyı ziyadesiyle hissettim. Sanırım bu değerlendirmenin dönemin aydın tipolojisi ile de sıkı bir bağlantısı var.
Not aldığım birkaç hususu aktarmak isterim. Bir hayvanın hastalanınca -ki bu hastalık tabii bir durum bir insanın ya da başka bir şeyin etkisi ile değil- ve kendisi için ilaç arayışına gireceği beni oldukça düşündürdü. Remzi’nin eserinde bu konuda birkaç örnek var. Mesela kış uykusuna yatan yılan. Yılan bu uykudan uyanınca görme kabiliyetini bir hayli yitirirmiş. Yılan uykudan uyanır uyanmaz rezene yetişen yerlere giderek, gözlerini rezeneye sürermiş, böylelikle gözlerini iyileştirirmiş. Deniz kuşları hastalandıklarında deniz suyu içerek kendini iyileştirirmiş. Tilki ve kedide de benzer örnekler var.
Bir mikrobiyolog olan Hüseyin Remzi, döneminin meşhur bulaşıcı hastalıkları kolera ve sarı hummaya da eserinde yer vermiş. Bu iki hastalığın tarihleri ile ilgili de bir hayli malumat var. İkisinin on yıllarla hesaplanan yayılma hızları, küreselleşmenin ne menem bir belâ olduğunu haykırıyor. Doksanlarda gündeme oturan küreselleşme dalgası 2020’de artık dünyayı tam bir köy haline getirdi. Buradan hareketle 2000’le güçlenen dijiitalleşme de 2030’larda bizi esir alacak herhalde. Sonrasında sanırım hep beraber dijital her şeyi parçalayacağız. Bu son kısımlar biraz Amerikan filmi gibi ama şu an yaşadıklarımız da pek de farksız değil açıkçası.
Efendim, hepimiz yazı beklemekteyiz. Yaz gelecek, kavurucu sıcaklar şu korona denilen illeti yok edecek. Sizlere Hüseyin Remzi’nin kitabından yazı hatırlatacak bir bilgi aktarmak isterim. Hadis âlimi Ebu Müshir el-Gassânî’ye babası şu tavsiyede bulunmuş.
“oğlum kavun satın aldığında dışındaki çizgileri say!
Eğer çizgiler tek ise tatlı çıkması beklenir."
İnşallah, yaz gelecek ve ağzımızın tadı yerine gelecek.