2 Kasım 2020 Pazartesi

Fakülte İnşaatında Bir Mecusi


 - Mülayim Bey, size daha önce de anlatmıştım. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi şu an Fatih'te bulunan binasına 2006 yılında taşınmıştı. Ben, Osman Sacid Arı ve Bekir Kuzudişli taşınmanın yaklaşık bir yıl öncesinde 'öncü birlik' olarak inşaat halindeki binaya gönderilmiştik.  Şimdilerde A Blok dediğimiz akademisyenlerin odalarının bulunduğu binada hemen girişteki odayı bizlere vermişlerdi. 

- Türkiyat'a, Üniversite Matbaasına komşuydunuz, anlaşılan. 

- Evet, evet. Belki bilmiyorsunuzdur her iki bina da yıkıldı yıkılacak bugünlerde. 

- O şekilsiz binaların yıkılmasına sevinmemek mümkün mü ? 

- Neyse, girişteki odada bizler bir hayli hatıra biriktirmiştik. Öncelikle oda kışın çok soğuktu. Isınmayan, inşaat halindeki bina soğuğu. Büyükçe bir soba almıştık fakat pek kâr etmemişti. O sobada bir kaç defa kestane kebap tecrübemiz oldu da soba bize o kadar da değil dedi. 

- Bu durum sizler için bütün bunlara rağmen iyi olmuştur ne bileyim. 

- İyi oldu evet. Akademik hayatla meşgul olduk. Açıkcası geldiğimiz yer Bahçelievler olduğu için özlemedik de. Fakat bazı lüzumsuz işlerle de uğraştık tabi. 

- Ne gibi. 

Müteahit ile onun adamları ile muhatap olma en başta. Gerçi o müteahit daha sonra bizim hanımın ailesinin evinin de müteahiti çıktı. Neyse ona ve adamlarına her daim o meşhur soruyu sorduk: 'ne zaman bitecek!'

- Amma bitti en sonunda. 

- Bitti de altı koca sene ha bitti ha bitecek ile geçti. En sonunda bin bir türlü hâdise ile binaya taşındık. Bir işçi vardı. Adını tam hatırlayamıyorum. Osman Sacid ile beraber arada konuşuyorduk onunla. İranlı olduğunu öğrenince Müslümandır diye düşünmüştük. Daha sonra konuşunca Mecusi olduğunu anlamıştık. 

- İranlı işçi Mecusi çıktı yani. 

- Yani tabi çok da şaşılacak bir şey değil de biz hayret etmiştik. Nerede şimdi acaba ? 

- Kuvvetle muhtemel buradan Avrupa'ya geçmiştir. 

- Olabilir.