- Mülayim Bey, hani ortaokul, lise zamanları küçük sözlükler alınırdı, İngilizce dersi için. Genellikle kırmızı plastik ciltli, Redhouse sözlükler, çeşitli boyutlarda.
- Bizim zamanımızda plastik cild yoktu fakat tabii ki Redhouse sözlük vardı. En iyi sözlük olduğu söylenirdi.
- Onun bir eski baskısı var, Osmanlı Türkçesi ile olan değil, Latin harfleri ile olan. O bizim Peder Bey'in kütüphanesindeki en kıymetli parçalardan biri idi. Fakat kıymeti sözlüğün önemi bakımından değildi. Babam nasıl aklına gelmiş bilmem, Redhouse'ın arkasına bizim âile soyağacını yazmış. Bize aralıklarla hatırlatırdı "aman unutmayın Redhouse'ın arkasında diye".
- Hamdi, inan çok şaşırdım. Ne alaka Redhouse.
- Yani Mülayim Bey, babam ilginç bir adamdır. Belki soy ağacını yazmaya karar verdiğinde karşısında Redhouse vardı, biraz da acele ona yazdı. Biliyorsunuz yazma eserlerin, matbu eserlerin sonlarına, başlarına bazı önemli haberleri yazmak eski âdettir. Gerçi onlar Kur'an, ilmihal gibi kaybolma tehlikesi daha az olan eserlere yazılır ama. Vallahi bilemem, babam böyle yapmış.
- Peki soyağacında neler var, anlatsana.
- Çok da eskiye uzanan bir soyağacı değil esasında. 1700'lere uzanan bir rivayet var. Büyük dedemin müderris olduğu ile ilgili. Onun sonrasındaki nesil çeşitli devlet işleri ile uğraşıyor. Malum Rumelinin eşkıyası bitmez. Bizimkiler "eşkıya takibi" işi ile uğraşmışlar, mültezimlik yapmışlar.
- Baban tarafı Arnavut di mi ?
- Evet, Arnavutça bir isim de var, şecerede.
- Hangisi?
- Büyük amcamlardan birisin adı "Çerçis".
- 'Çerçi'den mi geliyor..
- Yok, yok. Serkis Peygamber'den geliyor. Çerçis , Serkis'in Arnavutça versiyonu.
- Siz Arnavutça bilmiyorsunuz ama!
- Zannedersem, dedemin babaları Arnavutça biliyordu. Fakat sonra unutuldu.
- İlginç. Peki bu soyağacını Osmanlı Arşivi'nden kontrol etme imkanın oldu mu ?
- Ah ah, Mülayim Bey. O da sırada bekleyenlerden....
